GİRİŞGERÇEK ORTAM-Zaman ve ÖncesiEVREN ORTAMI OLUŞUM SÜRECİEVREN ORTAMINDA GEÇMİŞ ZAMANEVREN ORTAMI BU GÜNEVREN ORTAMINDA GELECEK ZAMANEVREN ORTAMI YOK OLUŞ SÜRECİGERÇEK ORTAM-SonsuzlukSON SÖZLER
GİRİŞ

İNSAN OLMAK
İNSAN NE ZAMAN İNSAN OLUR



İNSAN OLMAK
                
Dinsel konular ile ilk temaslarım, çoğumuzda olduğu gibi, İlk Okul dönemlerinde aile içerisinde gözlemlediğim ibadetler ile aile büyükleri tarafından uyarılar yapılması, Arapça duaların ezberletilmesi ve özellikle Bayram günlerinde Camiye “Namaz”a  gidilmesi gibi konularda olmuştur.

O günlerden itibaren bütün bu işlerin neden yapıldıkları ilgimi çektiğinden ve çok merak ettiğimden,  bulduğum her fırsatta bu “Neden” ler konusunda araştırma yapıp bilgi edinmeye çalıştım.

Bu dönemlerde ve izleyen Lise çağlarında Bayram ve Cuma Namazları öncesinde Camilerde hatipler “Vaız” tarafından yapılan açıklamaları anlamakta ne kadar zorlandığımı hala çok canlı olarak hatırlıyorum. Bana göre bazı anlatılanları anlamakta bazen güçlük çekiyordum. Ayrıca anlatış tarzları son derecede ürkütücü geliyordu. Zira daima emredici, korkutucu ve çok yüksek bir ton ile azarlayıcı bir yöntem kullanıyorlardı. Sanki söylediklerinin başka türlü anlaşılması mümkün değildi. Ancak, bu şekilde yapılan “Bilgi Aktarımı” benim merakımı azaltmadı, hatta mutlaka bu işte bir yanlışlık olduğu şeklinde bir kanaatin oluşmasına yardımcı oldu.

İlk önemli sayılabilecek tespitim, bu hatiplerin söylediklerine her fırsatta ve sürekli olarak “Kur’an Ayetleri” ile “Hadis” leri mesnet olarak göstermelerini farketmem oldu. Bu durumda, bu hatiplerin insanlara anlattıklarının karşısında, ya işaret etikleri Ayet ve Hadis’leri tam olarak anlamadan kullanıyorlardı veya bu Ayet ve Hadis’lerin anlaşılmaları çok zordu.

Bana göre, bu konular insanların mantıklı düşüncelerine aykırı olmamalı idi. Bunu anlamanın tek yolu da Kur’an Ayetleri ve Hadisleri okumaktan ve anlamaktan geçiyordu.

İşte bu düşüncelerle bu tür konuları anlamaya çalışırken, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından 1960 lı yıllarda 3 ciltlik Kur’anın Türkçe tercümesi (Meal) yayınlandı. Bu benim için aradığım çok önemli “Bilgi Kaynağı” idi. Hemen bir takım edindin ve okumaya başladım.

İlk sıralarda bazı bölümleri kolaylıkla anladığımı ancak bir çok bölümleri ise tam olarak anlayamadığımı fark ettim. Fark ettiğim bir başka konu da Kur’anı her okuduğumda anlamakta zorlandığım konuların da giderek daha fazla “Anlaşılır” hale gelmesiydi.

Bu tür araştırmalarım ve çalışmalarım hala devam etmektedir ve hala her okuduğumda daha önce anlamlandıramadığım hususları görebiliyorum ve nasıl bir anlama geldiklerini daha net farkedebiliyorum.

Tüm bu çalışmalarım sırasında 2 çok önemli hususu biraz da “Dehşet” ile anlamış bulunmaktayım. 1) Dini konularda lider veya bilgin durumunda olanlar diğer insanların bu konularda “Akıl” yürütmelerini, hatta en basit sorgulamaları bile “Hoş” karşılamamaktadırlar, 2) Yine bu lider veya bilginler bu konularda “Sadece” kendilerinin fikir yürütebileceklerini ve diğer insanları bu konularda “Yetkisiz” olduklarını ileri sürmektedirler.

Bu hususlar, “İlk Akıllı İnsan” lardan itibaren yaşamış tüm insan toplumlarında bu şekilde uygulanagelmiştir. Ancak, “Yüce Allah” tarafından Hz.Muhammet’e tüm insanlara iletilmek üzere Kur’anın indirilmesi ile bu durum sona ermiştir.

Zira Kur’an;  

Tek tek “Tüm İnsanlar”a hitap etmektedir.

Tek tek tüm insanların “Akıl” larını kullanarak Yüce Allah’ın varlığını anlayıp algılamalarını istemektedir.

Yüce Allah’ın varlığını anlayıp algılayan tüm insanların “Sadece”  O’na teslim olup O’na ibadet etmelerini ve O’ndan yardım talep etmelerini önermektedir.

Bu durumda, tek tek tüm insanlar Kur’anı “Okumak” durumundadır. Okuduklarını anlamalarında sahip bulundukları “Akıl” ve “Bilgi Birikimi” onlar için yeterli ve en onemli unsurlardır.

Kur’an Ayet’ lerinde yüzlerce defa insanların “Akıl” larını kullanmaları gerektiğine işaret edilmektedir. Bu Ayet’lerde Tüm İnsanlara ancak akıllarını kullanarak bilgi edinmeleri ve bu bilgilerin kullanılıp birikimlerinin diğer insanlara aktarmaları halinde Yüce Yaratan “Allah” hakkında “Gerçek Anlamda” bir fikir sahibi olabilecekleri hatırlatılmaktadır.

İnsanlar ancak bu düzeye çıktıklarında yani bilgi birikimleri ve akılları ile Allah’ı idrak edip O’na teslim olduklarında, Yüce Allah’ın “Halifesi” nitelikleri ile  “İnsan Olmak”  şerefine erişebileceklerdir.

Zira,  “Tüm Zaman Dilimlerinde” yaşamış olan ve yaşayacak insanlardan ancak  Allah’a ve tüm yarattıklarına inanan  ve iyi işler yapan ve diğer insanlara Allah’ı ve yarattıklarını ve doğru yolu ve sabırlı olmayı  tavsiye eden ve bu şekilde bir anlayışa erişebilen “İnsan” lar Allah’ı “İdrak” edebileceklerdir.

Diğer insanlar ise, “Bir Canlı” olarak yaşayacaklar ve Yüce Allah’ı tanımamaları nedeniyle, yaşamlarının sonunda çok büyük bir hayal kırıklığı ve hüsran yaşayacaklardır.

İnsan olmak, yalnızca canlı bir varlık olarak doğup büyümek, olanakları ölçüsünde bir şeyler öğrenip bunlarla maddi anlamda bir şeyler kazanmak ve olduğunca rahat ve refah içinde yaşayıp ölmekden ibaret bir süreç değildir.

Bu, insanların  bu ortamdaki diğer her şey ile birlikte tabi olduğu ve bu ortamda bulunmanın süregelen olağan döngüsüdür sadece...

İnsan, diğer tüm varlıklardan ayrı olarak sahip olduğu “Akıl” unsurunu, bu ortamda (Dünyada) bulunduğu zaman içerisinde refah içerisinde geçirebilmek için bir şeyler öğrenmek ve bu öğrendiklerini kullanarak kendisine refahı sağlayacak maddi olanakları elde etmek için kullanmaktadır.  

Refah içerisinde yaşamak, her dönemde daha iyi koşullarda yaşamak ve yaşamaktan haz duymak olarak nitelendirilebilir. Dünya’ya gelen her insanın da bunu istemesi son derece doğal ve hatta gereklidir.

 Ama ....

Şöyle bir etrafınıza bakın.

Yeryüzüne, gökyüzüne...

Kendiliğinden orada olanlara, insanların orada yaptıklarına.

Sonra insanlara bakın.

Çeşit çeşit renkleri, görünüşleri, anlayışları ve davranışları olan...

Sora sorun kendinize, “Tüm bunlar nedir? “

“Neden bu ortam bu şekilde, bu insanlar ve diğer tüm canlılar bu şekilde “VAR” lar?”

Ve cevabını arayın. Cevabı bulmak için sahip olduğunuz tüm bilgi ve yeteneklerinizi kullanın, tereddüt ettiğiniz konularda araştırma yapın, bilgisine güvendiğiniz diğer insanlara sorun, ama mutlaka bir cevap bulun.

Bulduğunuz cevap sizde kalsın.

İşte bu gayretiniz “İnsan Olmak” için gereken ilk adımdır.

İnsan, kendini ilk tanıdığı ve “Akıl” ını ilk kullandığı zamandan beri bu cevabın peşindedir ve  her geçen zamanda elde ettiği bilgileri kullanarak, kendinden önce elde edilen bilgilerden yararlanarak bulduğu cevaplar ile sonuca doğru ilerlemektedir.

İşte bu ilerleme, “İnsan Olmak” için gereken yoldur.

Bu Dünya ortamındaki yaşantısı ne denli varlıklı, bulunduğu statü ne denli önemli olursa olsun ancak “Bu Yolu” bulabilenler bu Dünya’da bulundukları zamanı en iyi şekilde değerlendirmişlerdir ve “İnsan Olmak” üzere bir gelişme kaydetmişlerdir. Bu yolda gerçekleştirilen her ileri aşama, insanları “İnsan Olmak” düzeyine bir adım yaklaştırmaktadır.

Şu anda “Dünya” olarak adlandırdığımız bu mekan üzerinde, bu mekan ve bu mekanın bir parçası olduğu sistemlerde geçerli olan ve “Her An” yürümekte olan bir dizi değişmez kanunlar ve kaidelerle oluşmuş bir “Ortam” içerisinde bulunmaktayız. Görüp hissedebildiğimiz her şeyin içinde oluştuğu bu “Ortam” ın var olması ise, “Zaman” olarak adlandırdığımız bir unsur ile mümkün olmaktadır. Diğer bir ifade ile, bizim görüp hissedebildiğimiz bu ortam ve bu ortamdaki her şeyden önce, tüm bunların var olmasını sağlayan  “Zaman” oluşturulmuştur.

Zaman unsurunun Evren ortamı öncesinde ve bu ortamın oluşabilmesini sağlamak üzere “Yaratıldığı” ve bu durumda Evren ortamı ile ilgili olarak aşağıdaki ana zaman dilimlerinin tanımlanabileceği düşünülebilir.



Bu zaman yapısına benzer şekilde insanın ve bu ortamdaki herşeyin, bu ortama gelişi ile “Bu Gün” arasındaki zaman dilimini ifade eden bir “Kendi Geçmişi” süreci, “Bu Gün” olarak tanımladığımız Yaşanan Zaman süreci ve “Bu Gün” ile bu ortamdan ayrılacağı an arasındaki zaman dilimini ifade eden bir “Kendi Geleceği” süreci bulunmaktadır.

Aslında, bu ortamda bulunmayı ifade eden ve “Kendi Geçmişi”, “Bu An” ve “Kendi Geleceği” olarak ana bölümlere ayırdığımız zaman sürecine, “Gerçek Ortam (Zaman ve Öncesi)”. “Bu Ortamda Kendinden Önceki Geçmiş”, “Bu Ortamda Kendinden Sonraki Gelecek” ve “Gerçek Ortam (Sonsuzluk)” ana bölümlerinin de eklenmesi, bulunduğumuz ortam ile zaman arasındaki ilişkinin daha iyi görülebilmesi açısından gereklidir.

Buna göre, yaşadığımız “Dünya” ortamına gelen, bu ortamda bir süre bulunan ve bu ortamdan ayrılan “Her  Şey”  için, tanımlanan ana zaman bölümlerinden

Gerçek Ortam (Zaman ve Öncesi) ile
Gerçek Ortam (Sonsuzluk)

dışındakıler bir anlam taşımaktadır. Zira, bu zaman bölümleri ancak “Bu Ortam” dan önceki ve “Bu Ortam”dan sonraki dönemlerin ifadesi için kullanılabilir ve aslında herşeyin tasarlandığı ve yaratıldığı “Gerçek Ortam”ı ifade etmektedir.

Örneğin, dünyada yaşayan “İlk İnsan” açısından,  

“Kendi Geçmişi”, “Bu An”, “Kendi Geleceği” ve “Bu Ortamda Kendinden Sonraki Gelecek”

dünyada yaşayacak “Son İnsan” açısından,

“Bu Ortamda Kendinden Önceki Geçmiş”, “Kendi Geçmişi”, “Bu An” ve  bu ortamdan ayrılacağı an arasındaki zaman dilimini ifade eden bir “Kendi Geleceği”

ve şu anda yaşamakta olan insanlar için ise,

“Bu Ortamda Kendinden Önceki Geçmiş”, “Kendi Geçmişi”, “Bu An”, “Kendi Geleceği” ve “Bu Ortamda Kendinden Sonraki Gelecek”

süreçleri bulunmaktadır.

Bu ortamda bulunan ve bulunacak olan insanlar açısından zaman süreçleri, şematik olarak aşağıdaki gibi  ifade edilebilir.



Şu anda yaşamakta olan insanlar açısından yaşadıkları her an “Bu An” olmakta, bir önceki an “Kendi Geçmişi” zaman bölümüne eklenmektedir. Ancak, “Kendi Geleceği” bölümü, hiçbir şekilde tanımlanamıyacak bir süreyi ifade etmektedir. Zira, bir sonraki an onun için “Bu Ortamda Kendinden Sonraki Gelecek” olabilir. Bu nedenle, her insan (Her yaratılan) için “Kendi Geleceği” bölümünün ne kadar süre olduğu bilinmemektedir ve bu sürenin bilinmesine Yüce Yaratan “Allah” tarafından izin verilmemiştir.

Burada yer alan ve 7 ana bölümde sınıflandırılan “Zaman” kavramı, ancak bizim algıladığımız ve bulunduğumuz ortamda geçerli olan “Zaman Boyutu”nu ifade etmekte  veya ona göre tanımlanabilmektedir. Bilindiği gibi, dünyamızın da bulunduğu bu “Evren” de, dünyadaki zaman boyutu dünyadan uzaklaştıkça bize göre daha yavaş olarak değişmektedir. Buna göre, dünyada algıladığımız zaman kavramı evrenin her köşesinde farklılıklar göstermektedir. Aynı şekilde, bildiğimiz evrenin dışında başka evrenlerdeki zaman boyutlarının da hem bizim evrenimizin değişken zaman boyutu ile ve hem de kendi kapsamındaki bölgeleri arasında farklılık gösterebileceği düşünülmelidir.

Dikkat edilirse, evrenlerin, bizim algıladığımız evrenin, dünyanın ve bu dünya ortamdaki insanın ve her şeyin kendi ortamlarındaki durumları mutlaka “Zaman” ile tanımlanabilmektedir. Zaman boyutu olmadan hiçbir şeyin ifadesi bulunmamakta ve varlığından söz edilememektedir.Ancak zaman boyutu ile insanların ve tüm algıladığımız ortamların var oluşları (Yaratılma) ve tüm durumları ile ilgili aşamalar daha anlamlı ve kolay olarak anlaşılabilmektektir.

Tüm yaratılışların tasarımı ve yürürlüğe konulmasında önemli bir etken olan “zaman” boyutları dışında, henüz nitelikleri tam olarak anlaşılamıyan başka boyutların da varlığı bugün bilim çevrelerinde tartışılmakta ve anlaşılmaya çalışılmaktadır.

Tüm bu saptamalar, şu an için algılayabildiğimiz evren ve bu evrende yer alan tüm canlı ve cansız olarak tanımladığımız şeylerin insanların hiçbir zaman bu dünya ortamında tam olarak ulaşamıyacakları bir “Yüksek Bilinç” tarafından tasarlanıp belli bir düzen ve sistem içerisinde ve belli kanunlara (Zaman ve diğer boyutlara ve ortam niteliklerine) bağlı olarak insanların tahayyül bile edemiyecekleri bir düzen içerisinde oluşturulduklarını ve yürütüldüklerini kanıtlamaktadır.

İşte bizlerin algılayıp anlayabildiğimiz tüm evren ve içerisindekiler ile bizlerin henüz algılayıp anlayamadığımız evrenler ve içerisindekiler ve bizlerin hiçbir zaman algılayıp anlıyamıyacağımız evrenler ve içerisindekilerin muhteşem irade tarafından muhteşem, hiç eksiksiz ve kesin olarak tam mükemmel bir şekilde tasarrlanması, sistem ve kurallara bağlanması ve bunlara beğli olarak her an "Yaratılma" işleminin sürdürülmesi ve böylece sürekliliklerinin sağlanması olarak tanılmayabileceğimiz muhteşem olguya bir isim verilmiştir: “ALLAH”.       

Yüce Allah, bildiğimiz ve bilemediğimiz her şeyi tasarlayıp yaratan ve onların idamesini sağlayan “TEK” irade olarak, tüm yaratılmışlar tarafından her an her türlü “Övgü” ile anılmaktadır. Bu “Anma” cansız olarak nitelendirdiğimiz varlıklar ve kendisine akıl verilmemiş bulunan diğer canlı olarak nitelendirdiğimiz her türlü bitki ve hayvanlar tarafından bilinçsiz olarak ve yapıtaşlarındaki her birim ve hücreleri ile yapılmaktadır. Kendisine “Akıl” verilen ve Yüce Allah’ın Kendisi’ne “Halife” olarak yarattığı “İnsan” ise, hem bitki ve hayvanlarda olduğu gibi kendisini oluşturan birim ve hücreleri tarafından insan istese de istemese de Yüce Allah’ı anmakta; hem de akıl edebilen insanlar görmeden ve algılayamadan kendisine gösterilen ve verilen bilgiler ile ve “Bilinçli” olarak Yüce Allah’ı her türlü övgü ile anmaktadır. Sonuçta Yüce Allah bilebildiğimiz her an yarattıkları tüm yaratılmışlar tarafından kapasitelerinin en azamisi ile her türlü “Övgü” ile anılmaktadır. Kur’anı Kerim’in Fatiha Suresinin ikinci Ayeti, bu anma işlemini ifade etmektedir.

İşte, “İnsan” olmak;

Kendine verilmiş olan “Akıl” unsurunu kullanarak, gördüğümüz ve göremediğimiz bildiğimiz ve bilemediğimiz “Her Şey”i, öncelikle tasarlayıp oluşturduğu ve bizlerin bilimsel anlatımlarda “Kanun” olarak tanımladığımız  “Sonuçları belli ve değişmeyen etkileşim ve ilişkiler zincirleri”ne  bağlı olarak tasarlayıp oluşturan, devam ettiren ve sona erdiren ve tüm bu “Her Şey” in oluşturulması ve devamı ve sonlandırılması için gereken diğer tüm ortam, etkileşim ve ilişkileri de tasarlayıp yürürlüğe koyan TEK HAKİM güç, bilinç, kudret ve daha ne tür sıfat gerekli ise o sıfatların tümünü kendinde bulunduran “Yüce Yaratıcı”  fikrine ulaşabilmek, “O” nu bu anlamda hissedip tanıyabilmek ve “O”nun bu erişilemez durumunu kabullenip “O” na teslim olmak ve “O”na övgü ve şükranlarını sunabilecek bilince erişmektir.


“Allah” işte bu “Yüce Yaratıcı” nın ismidir. Kur’andaki açıklamalar çerçevesinde "Allah" ismi, Arap’lardan ve Arapça’dan önce de  ilk Akıllı İnsan olan Hz.Adem’den başlamak üzere Allah tarafından görevlendirilen tüm Peygamberler tarafından ve bu peygamberlerin gönderildikleri toplumları oluşturan  “İnsan” lar tarafından,  telaffuzu değişik olmakla birlikte, “Tek Yaratıcı İlah”ı ifade etmek üzere kullanılmıştır. Yukarıda açıklanmaya çalışılan anlamda ele alındığında, genellikle günümüzdeki bazı insanlar tarafından kullanılan ve göklerde bulunup her şeyi yaratıp idare eden tonton bir (Erkek) dede imajlı bir “Tanrı” kelimesinin “Allah” için kullanılmasının ne derece farklı olduğu kolayca anlaşılabilir. Esasen, bu ayırımı yapabilmek, “İnsan” olabilmenin ilk aşamalarından birisini oluşturmaktadır.

Dünya olarak tanımladığımız “Bu Ortam” da, “Bu Ortam Zamanı” na göre, “Şu An” dan önceki zaman dilimlerinde “Yüce Yaratıcı” nın yüklediği “RUH”u taşıyan ve bunun bilincinde olan “İlk İnsan” dan itibaren yaşamış olan İnsanların bu yüce fikre sahip olabilmeleri için o sırada bu insanlar için gereken bilgi ve iletiler; Yüce “Allah” tarafından “O” nun belirlediği bazı “İnsan” lara, şu andaki bilgilerimiz ile tam olarak açıklayamadığımız bir çeşit “Etkileşim” ile hissettirilmiş ve belleklerine sağlam bir şekilde kaydedilmiştir. "Vahiy" olarak tanımlanan bu iletiler, bu “İnsan” lar tarafından, diğer insanlara birer Uyarı, Yönlendirme, Yol Gösterme, Örnekleme, Öğüt Verme şeklinde sözlü veya yazılı olarak aktarılmıştır.

Bu anlamdaki “İleti” lerin sonuncusu “Allah” tarafından Hz.Muhammed’e iletilmiştir. Arapça “Kur’an” olarak isimlendirilen bu ileti, “Allah” tarafından daha önce iletilen tüm iletileri de onaylamaktadır. Aynı zamanda, insanlara artık başka bir “İleti” de gönderilmeyeceğini ifade etmektedir.

“Kur’an” ın H.Muhammed tarafından alınışı ve diğer insanlara aktarılışı, son derecede net ve toplam 23,5 yılda diğer insanların sürekli tanıklığında olmuştur. Bu şekilde alınan her “İleti” o sırada Hz.Muhammed ile birlikte olanlar tarafından ezberlenmiş ve bu 23,5 yıllık süre sonunda binlerce insan “Kur’an” ın tamamını ezbere bilir durumda olmuştur. Daha sonraki zamanlarda insanların bu son “İleti” yi daha kolay ve her ihtiyaç duyduklarında ulaşabilmeleri için “Kur’an” yazılı hale getirilmiştir. Bu işlemin de nasıl gerçekleştiği tüm din ve tarih uzmanları tarafından ortaya konulmuştur. Bu nedenle “Kur’an” ın gerçekliği konusunda hiçbir şüphe bulunmamaktadır. Esasen. “Allah” kendisinin “Kur’an” ı koruyacağını bildirmiştir

Ancak, burada şu hususu ortaya koymak gerekmektedir. “Kur’an” dan önceki iletileri değiştiren veya yok eden insanlar ile aynı hırslara sahip olan ve “Kur’an” tarafından iletilen öğüt ve öğretilere inandıklarını ifade eden bir kısım insanlar, “Kur’an” da yer alan ve her biri diğeri ile muhteşem bir ilişki ve etkileşim halinde olan “Ayet” leri, bu hırsları doğrultusunda anlamış, anlatmış ve uygulamışlardır ve halen de uygulamaktadırlar. Bu durum ancak insanların “Akıl” ları ile kendilerine iletilmiş olan bu son “İleti” yi “Allah” ın beklediği ve görevlendirdiği gibi anlaşılması ile düzeltilebilecektir.

Kanımca, “Kur’an” ın son “İleti” olmasının iki ana temeli bulunmaktadır. Bunlar;

1) Önceki “İleti” lerin, bu iletilere göre oluşturulan esaslara inanan “Din” ve “Tarih” uzmanlarının da net bir şekilde teyit ettikleri gibi, insanların hırsları ve özellikle diğer insanlar üzerinde hakimiyet ve yönetme güdüsünün ifadesi olan “Siyasi” hırsları nedeniyle ya değiştirilmiş olması veya tamamen yok edildikten sonra bir kısım insanlar tarafından kendi bilgi ve özel durumlarına göre yeniden yazılmış olması ve

2) İnsanların bilgi düzeyinin, diğer bir anlatımla bulundukları ortamı ve bu ortamın bulunduğu ortamları anlama ve algılama konusunda araştırma, geliştirme ve bunların oluşması ve devamını sağlayan etkileşim ve ilişkileri ortaya çıkarma ve bunları saklayıp bunlardan yenilerine ulaşma kabiliyeti düzeyinin ve tüm bu bilgilerden insanların görüp hissettikleri “Her Şey” i bir “Tasarlayan” ve “Yaratan” ın bulunması gerektiği ile ilgili fikirleri oluşturma ve geliştirme düzeyinin artık bir “Başlangıç” noktasına ulaştığına ve insanların kendi “Akıl” ları ile “Allah” fikrine doğru yönelebileceklerine “Yüce Yaratan” ın karar vermiş olması’dır.

Bize düşen, Yüce ALLAH’ın bize verdiği izin ve yetkiler çerçevesinde O’nu bizden beklediği gibi tanımak ve O’na teslim olmak, yani “İnsan Olmak” tır.

Bunun için, “Her İnsan”ın, insanlara son olarak yapılan uyarı ve yol gösterme iletisi olan Kur’an’ı okuyarak kendi bilgi ve birikimleri ve akıl kullanma yeteneği ile bu okuduklarını derlemeye ve böylece O’nu anlama ve tanımaya kendisinin “Karar Vermesi” gerekmektedir. Diğer bir ifade ile, ilk olarak Yüce Allah’ın tüm insanlara bir Öğüt, Öneri  ve Yol Gösterici olanak gönderdiği bu “İleti” nin incelenmesine karar verilerek ilk adım atılmalı ve “Doğru Yol”a giden kapı böylece aralanmalıdır.

Bilindiği gibi Kur’an Arapça olarak tüm insanlara iletilmiştir. Bunun nedeni konusunda yorum ve iddialarda bulunmak özellikle benim bilgi ve birikimlerimle mümkün değildir. Ancak, bu konudaki Ayette insanların en iyi şekilde anlamaları için Arapça gönderildiği belirtilmektedir. Anadili Arapça olmayan diğer insanların, bu iletiyi okuyup anlamaları için itina ve dikkatli bir şekilde Kur’anın kendi dillerine çevrilmiş olması gerekmektetdir. Bu tüm insanların Kur’anı okuyup anlayabilmeleri için ilk gerekli husustur. Ancak, en önemli husus ise Kur’anın okunması sırasında herhangi bir kitabı okur gibi ele alınmamasının gereğidir. Diğer bir ifade ile, Ayetler okunurken salt yazılı oldukları biçimde ve yalın olarak yazıldığı şekilde anlam verilmemesi gerekir. Zira Kur’an defalarca ve anlama gayreti ile okundukça görülecektir ki, Ayetler diğer Ayetler ile birlikte ele alındığında sadece indirildiği zamanda ve indirildiği bölgede yaşayan insan topluluğuna hitap etmemekte, fakat, gelecekteki zamanlarda yaşayacak olan tüm insanlara da öğüt ve öneriler veren bir sistem olarak tüm insanlara hitap etmektedir.

Yukarıda belirtildiği gibi, her şeyin kendi ortamlarındaki durumlarının mutlaka “Zaman” ile tanımlanabildiği,  Zaman boyutu olmadan hiçbir şeyin ifadesinin bulunmadığı ve varlığından söz edilemediği ve ancak zaman boyutu ile insanların ve tüm algıladığımız ortamların var oluşları (Yaratılma) ve tüm durumları ile ilgili aşamaların daha anlamlı olduğu dikkate alındığında; Ayetlerin de geçmiş, halen yaşayan ve gelecek olan “Tüm İnsanlar” için en doğru ve anlaşılır “Öğüt ve Öneriler Sistemi” olmaları, ancak “Zaman” boyutu ile düşünülmesi durumunda mümkün olabilecektir.

Algılayabildiğimiz ve yorumlayabildiğimiz “ZAMAN” kavramını, öncelikle bulunduğumuz ortam açısından üç çok ayırıcı sürecin tanımlanmasında aşağıdaki şekilde isimlendirebiririz:

1. EVREN ÖNCESİ ORTAM ZAMAN DİLİMİ
2. EVREN ORTAMI ZAMAN DİLİMİ
3. EVREN SONRASI ORTAM ZAMAN DİLİMİ

Bu anlamda olmak üzere Ayetlerin de,




Şeklinde tanımlanabilecek ana zaman dilimlerine göre derlenmeleri ve taşıdıkları anlam ve hükümlerinin buna göre anlaşılmaya çalışılmaları, bu Ayetlerin “Tüm Zamanlar” için nasıl geçerli olabileceklerini net olarak gösterebilecektir.

1,2,6 ve 7 numaralı zaman dilimleri ile ilgili Ayetler, genellikle Allah, Yaratılış ve bize göre geçmiş ve gelecek olan “Gerçek Ortamlar” gibi konuları içermekte ve insanlara bu konularda yol gösterici öğüt ve önerileri iletmektedir.

Diğer zaman dilimlerine göre derlenen Ayetler ise genellikle insanların birlikte yaşamaları ile ilgili hal, hareket ve sistemsel düzenlemeleri ve bu konulardaki öğüt ve önerileri içermektedir.

Bir başka açıdan 1,2,6 ve 7 numaralı zaman dilimlerine ait Ayetler Kur’anın kendi anlatımı ile genellikle “Muhkem” (yani hükümleri hiç bir zaman için değişmeyen) nitelikli Ayetleri, diğer zaman dilimleri ile ilgili olanlar ise genellikle “Müteşabih”  (yani hükümleri zamanla gelişen bilgi birikimleri çerçevesinde yorumlanabilecek örnek ve öğütler) nitelikli Ayetleri içermektedir.


Bu şekilde Zaman Dilimleri dikkate alınarak yapılacak derleme sonucunda, bazı Ayetlerin çeşitli zaman dilimleri arasında geçiş veya bağlantı yapılması konusunda “Anahtar” niteliğinde oldukları görülmektedir. Bu nitelikteki Ayetlerin yardımı ve yol göstermesi ile, bir zaman diliminde tek başına hüküm ifade eden bazı Ayetlerin bu hükümlerinin, diğer zaman dilimlerinde ne şekil alacağı veya bu hükümlerin ne şekilde yenilendiği görülebilmektedir. Böylece Ayetlerin hükümlerinin, zaman dilimleri dikkate alınmak suretiyle bir bütün olarak derlenmesi ile, tek tek taşıdıkları hükümlerinin diğer zamanlara doğru nasıl yeni şekiller aldığı belirgin olarak ortaya çıkmaktadır. Yine bu şekilde, Kur’an Ayetleri’nin “Kıyamet”e kadar tüm insanlar için öğüt, öneri ve yol gösterici olarak nasıl devamlı hüküm icra edeceği daha açık olarak görülmektedtir.

İnsanlar, akıllarının gelişip bulundukları ortamı anlamaya başlamalarından itibaren, daima bu ortama müdahale ederek yaşam koşullarını daha ileri ve rahat düzeylere ulaştırmışlardır. Bu uğraş "Akıl" olarak nitelenen ve muhakeme ve karar verme gibi unsurları kapsayan özellikleri taşıyan "İlk İnsan" dan itibaren başlamıştır ve halen devam etmektedir. "İnsan" ların diğer canlılardan en önemli farkı görünürde bu "Akıl Kullanma" becerisi olmuştur.

Akıl, insana öğrenme, öğrendiğini depolama (Hafıza) ve gerektiğinde kullanma, hafızadaki bilgiler ile kullanımdaki bilgileri birbirleri ile karşılaştırma ve yeni bilgilere ulaşma, yeni bilgileri, eskileri ile birlikte kullanma, karşılaştırma ve yeniden yeni bilgiler üretme ve buna benzer zincirleme etkileşimlerle sonsuza kadar uzanan bir "Gelişme" olanağı vermektedir.

İşte insan, bu "Akıl" unsurunu kullanabildiği ve ondan yararlanıp gerek kendisi gerekse kendi dışındaki "Her Şey" ile ilgili bilgileri üretebilen ve bu bilgilerden yararlanarak "Kendisi" ve "Her Şey" ile ilgili GERÇEK'lere ulaşabildiği ölçüde "İNSAN" olacaktır. Zira, insan "GERÇEK" lere ulaştıkça, kendisi, etrafındaki ortam ve boyutlar ile ilgili nitelikler, diğer ortamlar ve boyutlar ile ilgili nitelikler ve tüm bunların (Her Şey) oluşması, sürdürülmesi ve sonları konularında daha bilgili ve bilinçli olacak ve bu sonuçlar insanları tüm bunların sahibi ve yaratıcısı olan "YÜCE YARATAN"a götürecek ve sonuçta bu "YÜCE VARLIĞI" anlayıp "O"na teslim olmalarını sağlıyacaktır.

İnsanların sonuçta ulaşacakları kendisi ve "Her Şey" ile ilgili "GERÇEK" budur.

Bu GERÇEK, Yüce Allah'ın takdiri ile tasarlayıp "OL" emri ile oluşturduğu, nitelikleri ve yapısının İNSAN ların kabiliyetleri dışında olan ve ancak "GERÇEK ORTAM" olarak tanımlayabileceğimiz bir ortamdan hareket ederek, yine Yüce Allah'ın tüm oluşumların gerçekleşebilmeleri için takdir ettiği ve "OL" emri ile oluşturduğu, nitelikleri ve yapısının İNSAN ların kabiliyetleri dışında olan ve adına "ZAMAN" dediğimiz boyutlara bağlı olarak ve Yüce Allah'ın takdiri ile tasarlayıp "OL" emri ile oluşturduğu  tüm  "YARATILIŞ" ları ifade etmektedir.

"Her Şey" in yaratıcısı ve sahibi olan Yüce Yaratan'ın varlığını, bu ortamda sahip olduğumuz algılama yeteneklerimiz ile somut olarak görmemiz, dokunmamız, hissetmemiz hiçbir zaman ve hiçbir şekilde mümkün bulunmamaktadır.

Zira bulunduğumuz ortam, Gerçek Ortam ile aynı yapı ve karakterleri taşımamaktadır. Gerçek Ortam'ı da yaratıp tüm diğer ortamları buna göre tasarlayıp oluşturan bir YÜCE BİLİNÇ ve YÜCE KUDRET in bizim sahip olduğumuz algılama unsurları ile somut bir şekilde hissedilmeleri mümkün bulunmamaktadır. Biz,  bu GÜÇ'ün varlığını bizim ortamımızda ve kendi bünyemizde algılayabildiğimiz sonuçları ile anlayabiliriz.

Örneğin, bulunduğumuz ortamda;

HİÇ BİR ŞEY DURAĞAN DEĞİLDİR.

HİÇ BİR ŞEY BİR DİĞERİ İLE AYNI DEĞİLDİR.

HİÇ BİR ŞEY BİR ÖNCEKİ ANDAKİ DURUMU İLE AYNI DEĞİLDİR.

BU DEĞİŞİMLER HİÇ BİR ŞEKİLDE TESADÜFİ DEĞİLDİR.

HER ŞEY DİĞER HER ŞEYİ, TÜM UNSURLARI, ETKİLERİ VE SONUÇLARI ALLAH TARAFINDAN TASARLANMIŞ DEĞİŞMEZ KANUNLAR ÇERÇEVESİNDE ETKİLEMEKTEDİR
(Allah'ın, ötedenberi süregelen kanunu budur, Allah'ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın. 48/23)

BU SARMAL ETKİLEŞİM BU ORTAMDAKİ "ZAMAN" SONA ERİNCEYE KADAR TAMAMEN YÜCE YARATICI'NIN BİLGİ VE KONTROLÜNDE OLARAK BU ŞEKİLDE SÜRECEKTİR.
(Allah her an yaratma halindedir. 55/29)

Bu önemli noktadan hareket ile, Yüce yaratıcı'yı gökyüzünde oralarda bir yerde bizleri gözetip yöneten ve insana benzetilen (Nedense Cenneteki Baba olarak düşünülmektedir.) bir varlık olduğu gibi bir anlayışın tamamen geçersiz ve yersiz olduğu, insanlara verilmiş olan akıl ve mantık yürütülerek net bir biçimde görülebilmektedir.

Yani, Yüce Yaratıcı, bizim düşünce ve hayal gücümüz ile erişebileceğimiz bir varlık olmaktan çok, görüp hissettiğimiz belirti ve sonuçları aklımızı ve mantığımızı kullanarak yaptığımız değerlendirmeler sonucunda varlığından kesin olarak emin olduğumuz bir EŞSİZ BİLİNÇ ve EŞSİZ KUDRET olarak anlışılabilmektedir.

Böylesine soyut ama gerçek bir olgunun bu ortamda bizim gibi bir canlı insan olarak aramızda bulunabilmesi de tamamen insanlar tarafından ortaya atılmış düşünceden ibaret olmaktadır. Zira, insanlar sahip oldukları bilgi birikimleri ve gördükleri "Normal" kalıplara uymayan gelişmeler karşısında, en kolay yol olarak bunları inandıkları YÜCE YARATICI ile aynı düzeyde ve anlamda görerek akli denge kurmuşlardır. Bilimin gelişmesi ile bu tür açıklanamayan olaylar açıklığa kavuştuğunda, bunların da yukarıda açıklanan süreç içerisinde YÜCE YARATAN tarafından oluşturuldukları net olarak anlaşılabilecektir. Bu düzeye ulaşıldığında, artık hiç bir insanın geçmişte yaşamış veya gelecekte yaşayacak bir diğer insanı "Yaratıcı" olarak görüp ona teslim olarak ibadet etmeyeceği ve ona "ASIL TEK YARATIC I" ile aynı düzey ve anlamı vermeyeceği, kesindir.

Ancak Dünyadaki her zaman dilimindeki insanlardan, yaşadıkları "ZAMAN" boyutu içerisinde insanlığın sahip olduğu bilgiler çerçevesinde bu anlayış ve sonuca ulaşabilenler  "İNSAN" olabileceklerdir. Aksi halde insanlar Dünyadaki diğer canlılar gibi yaşayacaklar ve kendilerinden beklenen gelişmeyi gösterememiş olacaklardır. Nitekim, "Akıl" unsurunu taşımadan önceki zamanlarda yaşamış olan ancak vücut yapılanı ile insanı andıran canlılar bu konuda en etkili örnekleri oluşturmaktadırlar. Bu canlılar için "İnsan" olduklarını söylemek imkansızdır. Bunlar birer canlı olarak diğer tüm canlılarda olduğu gibi yaratılışlarında sahip oldukları ve "İçgüdü" olarak isimlendirdiğimiz dürtülerinin etkisi ile yaşamlarını sürdürmek için gereken faaliyetlerde bulunmuşlardır. Bu tür insanı andıran canlıların ortadan kaybolmasından uzun bir zaman sonra "Akıl" unsuruna sahip "İlk İnsan" dünyada ortaya çıkmış ve asıl insanlık bundan sonra  aklını kullanıp bilgi üreten bu özel canlı ile başlamıştır.

Bu Dünya ortamının sonu gelinceye kadar bu Dünyada ve ileride gidilecek yeni ortamlarda yaşayacak insanlardan bir bölümü bu "GERÇEK" leri fark edecek ve insanlığın gelişmesine katkıda bulunacaktır. Diğer bölümü ise sadece bir canlı olarak bir zaman yaşamış olacaktır ve Yüce Yaratan'ın tüm insanlara verdiği "Akıl" larını sadece yine Yüce Yaratan'ın yarattığı Evren ortamında bulunan maddeleri tanıyıp anlamak, yine Yüce Yaratan'ın bu maddeler ve diğer her şeyin oluşumu ve devamı ile ilgili olarak koyduğu Kanunlar'ı keşfederek rahat yaşaması ve  Evren'i anlaması için alet, ekipman vs. bulmak, geliştirmek ve yararlanmak için kullanacaklardır. Ancak bu çok değerli "Akıl" unsurunu, tüm bunların nasıl oluştukları ve birbirleri ile ilişkilerinin ve tüm bunların taşıdığı olağanüstü niteliklerin değerlendirilerek Yüce Yaratıcı'yı anlamak yönünde kullanamadıkları için bir anlamda bu ortamda sıradan bir canlı olarak (Daha önceki zamanlarda yaşamış olan "insani andıran canlılar" a benzer bir şekilde) yaşamlarını sürdüreceklerdir.

Bu insanların "insanı andıran canlılar"dan  farkları, Akıllarını Dünya ortamındaki oluşumlar ve etkilerinin anlaşılması ve onlardan sonuçlar elde ederek oluşturduğu alet ve ekipmanlar yardımı ile önceki nesillere göre çok değişik tarzda ve çok daha rahat bir şekilde yaşamaları olmaktadır.

İnsanların "İNSAN" olabilmeleri aslında insanların yaratılış nedenidir. Yüce Yaratan, kendi ruhundan ve niteliklerinden bir bölümünü vererek yarattığı insanlardan "İNSAN" olmalarını beklemektedir. Bu nedenle "Akıl" lı insanlığın ortaya çıkmasından itibaren akıl unsurunun ve gerekli bilgi birikiminin  kullanılması ve "İNSAN" olma yolunda gelişmenin sağlanmasını ve Akıl kullanmaya yönlendirilmelerini teminen, ve Akıllarını sadece istek ve zevklerine göre kullanarak asıl gerçekleri ve yaratılış amaçlarını görebilmekten uzaklaşmalarını hatırlatmak üzere, o zamanki bilgi birikimlerine göre bu durumlarını en etkili şekilde anlayabilmeleri için Yüce Allah tarafından bazı olağanüstü doğa olayları meydana getirilmiştir.

Aynı şekilde İnsanlar'ın gerçeklere ulaşabilmelerinde yardımcı olmak için, Yüce Yaratan tarafından zamna zaman "Uyarıcı" olarak bir kısım insanlar görevlendirilmiş ve bunlardan bir kısmına ayrıca bu uyarıları yazılı hale getirmelerine imkan sağlanmıştır. Bu "Uyarıcı" insanlar "Peygamber" olarak tanımlanmaktadır.

Bu gün bu tür yazılı metinler insanların elinde bulunmaktadır. Her ne kadar bunlardan bir bölümünün "İlk" metin olduğu kesin olarak kanıtlanamamakta ise de, büyük bir kısmının Yüce Yaratan tarafından "Uyarıcı-Peygamber"lere öğretildiği şekilde oldukları kabul edilmektedir. Bu metinlerden en sonuncusu Kur'an'dır. Eldeki bilgiler ve Kur'anın taşıdığı özellikler, bu metinin "İlk" niteliğini koruduğunu göstermektedir.

Kur'an tüm insanlara, "İNSAN" olabilmeleri için öğüt ve önerilerde bulunmaktadır. Ancak, bu öğüt ve önerilerden bir bölümü o sırada yaşayan insanların bilgi ve anlayış düzeylerine hitap etmekte, diğer önemli bölümü ise, insanların gelişmeleri paralelinde yorumlayabilecekleri "GERÇEK" lere dikkat cekerek insanların bunları araştırmaları ve öğrenmeleri için teşvik etmektedtir.

Bu anlamda Kur'an bir "Hazine" dir. "İNSAN" olabilmek için çok değerli unsurları ve  ip uçlarını, öğüt ve öneriler olarak insanların bilgi ve anlayışlarına getirmektedir. Kur'anda bulunan 6236 Ayet ve bu Ayet'leri teşkil eden 10000 dolayında cümleden (Cümlelerin gerçek sayısı, ancak Arapça'yı çok iyi bilen bir araştırmacı tarafından belirlenebilir.) her biri bir mücevher gibi yerlerinde durmaktadır.

Kur'an, insan aklının artık bu mücevherleri anlayabilir hale geldiği bir dönemde çok değerli bir Peygamber olan Hz.Muhammet'e öğretilmiş ve tüm insanlara intikali sağlanmıştır.  İnsanlar, yaşadıkları zamanlarda sahip olacakları bilgi birikimleri ile bunları anlayıp yorumları ile kendilerine eşsiz bir "Eser" meydana getirecekler ve kendi zamanlarında birer "İNSAN" olacaklar ve o zaman için ulaşabilecekleri derinlikte "GERÇEK" leri anlayabileceklerdir.        
İnsanların yaşadıkları "Zaman" dilimlerinde uluşabildikleri derinlik ne olursa olsun değişmeyen tek "GERÇEK";        
Tüm "İnsanların" ve "Her Şeyin" "TEK" sahibi ve yaratıcısının  "YÜCE YARATAN-ALLAH" olduğudur.        

Her dönemde yaşayan ve yaşayacak olan insallar, bu "GERÇEK"i çeşitli şekillerde ve derinlikte anlayıp algılayacaklardır. Örneğin önceki zamanlarda, insanların kendi güçlerini aşan veya anlama kapasitelerinin üzerinde bulunan olay, yaratık veya şeyleri "Her Şeyin Sahibi ve Yaratıcısı" olarak düşünmüşler ve bu kabul etkisinde yaşamlarını sürdürerek gelenek, görenek, sanat ve diğer birlikte yaşamla ilgili konularda düzen, sistem, yaşam tarzı ve eserler oluşturmuşlardır.        

Daha sonra, özellikle görevlendirilen "Uyarıcı-Peygamber" insanların öğretileri ile "TEK YARATAN" fikri insanların anlayışlarına getirilmiş ve "Akıl" unsurunun gelişmesi ve kullahılması paralelinde bu fikir de zaman içerisinde gelişerek    daha anlamlı ve anlaşılır duruma gelmiştir. Daha sonra yaşayacak insanların "Akıl"larını kullanmaları ile bu kavram;        

"Hiçbir akıl sahibi tarafından tartışılmayacak bir biçimde"        

insanlar tarafından anlaşılır duruma gelecektir.        

Görüldüğü gibi, insanların "GERÇEK" ile ilgili olarak bilgi ve anlayışlarının gelişmesi öncelikle  AKIL unsurunu en etkili bir şekilde kullanmalarına bağlı bulunmaktadır. Ancak, bu ortamda yaşayan insanların bu unsuru kullanmaları her bir insanın yaşadığı "ZAMAN" diliminde önceki insanlardan devir alınan ve kendisinin buna eklediği bilgiler ile mümkündür. Bu nedenle, insanların "GERÇEK" ile ilgili bir kanıya ulaşmaları; her "ZAMAN" diliminde o "ZAMAN" dilimine kadar biriken bilgiler ve bu  bilgilerin "AKIL" unsuru ile derlenip kullanılması ve yeni bilgilere ulaşılarak bunların da sonraki insanlara aktarılması ile gerçekleşecektir.        

Zira, Dünya olarak tanımladığımız bu ortamda her şey ancak "ZAMAN" boyutu ile bizim tarafımızdan algılanabilmekte ve anlaşılabilmektedir. Dünya dışındaki diğer ortamlarda da yine her şey o ortamlarda geçerli olan "ZAMAN" boyutu ile mümkün olabilmektedir. Yüce Yaratan, "HER ŞEY" i yaratırken, onların yaratıldıkları ortamlardaki "ZAMAN" boyutu ile birer varlık haline gelmelerini mümkün kılmıştır.

Bu nedenle, insanları "GERÇEK"e götürecek olan  "Kur'an"ın okunması ve anlaşılmasında da en önemli iki unsur  "AKIL" ve "ZAMAN" dır. Kur'an okunurken her cümle, her Ayet, her Sure ve sonuçta Kur'an'ın tamamı, o insanın bulunduğu "ZAMAN" dilimine göre değerlendirilecek ve Ayetlerin taşıdıkları anlam ve insanlara verdikleri öğüt vöneriler buna göre anlaşılacaktır.

Taşıdığı önem nedeniyle Gerçek Ortamdaki ve bu Dünya'daki "ZAMAN" boyutunun basit olarak bazı niteliklerinin irdelenmesine çalışılmış ve buradan ulaşılan sonuçlara göre Kur'an'ı Kerim'in bu çağda yaşayan normal eğitimli bir insan tarafından nasıl anlaşılabileceği üzerine bir deneme yapılmıştır.

Kur'anın ilk derlendiği zamandan beri değişmeyen bir yapısı bulunmaktadır. Buna göre 114 ana bölüm (Sure) ve her  surede çeşitli sayıda olmak üzere toplam 6236 Ayet bulunmaktadır.

Bir Sure içerisindeki Ayetler, konuları itibarı ile bazen ardarda gelmekte, ancak genellikle bir surede çok çeşitli konularda Ayetler bulunmaktadır.

Konuların daha net görülebilmesi ve anlaşılabilmesi açısından, Ayetlerin ilgili konularına göre derlenmeleri ve toplanmaları ve bu derlemelerin "Zaman" açısından taşıdıkları özellik ve niteliklerinin de ayrıca ve önemle saptanarak  konuların bu nitelikler çerçevesinde anlaşılmaları,  izlenecek en "Akılcı" yol olacaktır.

Böylece belli bir konuda çeşitli surelerde yer alan Ayetler, topluca görülebilecek ve bu konunun kendi anlamı açısından Ayetlerin anlamlı sıralamaları yapılabilecektir. Bu sayede, belli bir konunun önce nasıl ele alındığı ve daha sonra bu konuda nasıl gelişmelere işaret edildiği ve gelecek ile ilgili olarak o konuda nelere dikkat edilmesinin gerekli olduğu değerlendirilebilecektir.

Ayetlerin bu şekilde derlenmeleri ile, Ayetlerde hiçbir değişiklik yapılmadan, yani ilk halleri son insanın da öleceği "Kıyamet Günü" ne kadar korunmuş olarak,  Kur'anın Zaman Boyutları ile olan ilişkisi ve Kur'anın "Tüm Zamanların" kitabı olarak "Tüm Zamanlar"da yaşayacak "Tüm İnsanlar"a gönderilmiş bulunduğu  anlam kazanacaktır.

Kur'an, daha önce yaşamış bulunan tüm insanlara gönderilen diğer Kutsal Kitapları teyit etmektedir ve bu kitaplarda insanlar tarafından çeşitli amaçlar uğruna yapılan değişiklikler ve bozulmalar nedeniyle son olarak ve insanların "AKLINA" hitap edecek şekilde ve insanların akıllarının gelişmesinin kazandığı ivme zamanına paralel olarak yine "Tüm İnsanlar"a bir "Öğüt" ve  "Öneri" olarak gönderilmiştir.

Bu nedenle de Ayetlerin "Konu" ve "Zaman Boyutları" dikkate alınarak incelenmeleri ve değerlendirilmelerinin gerekliliği bir defa daha  önemle düşünülmelidir.

Esasen Kur'anda bu konuda uyarıcı ve yol gösterici nitelikte, bir başka ifde ile yukarıda özetle açıklanmaya çalışılan "Ana Zaman Dilimleri" ne göre "Şu An" da ve hatta "Gelecek Zaman" larda konunun nasıl ele alınacağına işaret eden "Anahtar" niteliğinde  Ayetler bulunmaktadır.

Nitekim, bazı Ayetlerin yerine sonradan Ayetler getirilmiş olması ile hükümlerinin değiştirildikleri, bir kısım Ayetlerin kesin hüküm ifade ederken diğerlerinin birer örnek teşkil ettiği, gibi uyarı Ayetleri bulunmakta ve insanların bu tür Ayetleri kendi çıkarları doğrultusunda ele alıp yorumlamamaları ve kullanmamaları gerektiği de açık bir şekilde hatırlatılmakta ve bu tür eylemlerin en ağır şekilde cezalandırılacağı da belirtilmektedir.

Tüm insanlara Yüce Allah'ın varlığı  konusunda bilgi, kanıt, ipucu ve örnekler veren, ayrıca Yüce Allah'ın yine tüm insanlara gönderdiği uyarı, mesaj ve öğütlerini içeren Kur'an de yer alan "Ayet" lerin taşıdıkları anlamların  insanlar tarafından gerektiği gibi anlaşılabilmesi için, "Zaman" ile ilgili olarak bu saptamalardan yararlanılmasının ve Kur'an-ı Kerim'in bu her türlü yaratılışın asıl unsurunu teşkil eden "Ana Zaman Dilimleri" açısından yorumlanmasının gerekli olduğunu düşünüyotum.

Kur'anın en önde gelen mucizesi, "Zaman Üstü" olmasıdır.

Kur'an, Yüce Allah tarafından insanlar için bir öğüt ve uyarıcı olarak gönderilmiştir. Kur'anı okuyup anlayacak olan insanlar Hz.Muhammet'e indirildiği ilk anda yaşayan insanlar ve bu andan sonra  gelecek tüm insanlardır.

Kur'an Hz.Muhammet'ten önceki insanların kendilerine gönderilen Uyarıcı İnsanlar (Peygamberler) ve onlara verilen kitaplar ile uyarıldıklarını ve o insanların kendileri ile ilgili uyarılar ile sorumlu olduklarına işaret etmektedir. Ancak, Kur'an'dan sonraki "Bu Ortam"ın Sonu'na kadar gelecek olan tüm insanların Kur'anı okumaları, anlamak ve ona göre Yüce Allah'ı anlamaları ve O'na teslim olarak ibadet etmeleri gerekmektedir. İşte Kur'an Ayetleri, bu nedenle Zaman Üstü olarak tanımlanmaktadır.

Yukarıda görüldüğü gibi, Bu Dünya Ortamı'nda akan Zaman içerisinde her an yukarıda belirtilen 7 Ana Zaman Dilimi bulunmaktadır. Geçen her anda, Şu An Geçmiş Zaman olmakta ve yine Gelecek Zaman Şu an olmaktadır. Yine, Geçmiş Zaman Diliminde Gelecek Zaman olarak tanımlanan durum, Şu An'da Geçmiş Zaman olmakta, ancak, buna karşılık Gelecek Zaman Diliminde Geçmiş Zaman olarak tanımlanan durum ise, Şu An'da da Gelecek Zaman olmaktadır.

Kur'anın Ayetlerinin tüm bu ortam ve zaman ilişkileri ile birlikte incelenip düşünülmesi ve incelenme anında "Şu An" insanların elde ettikleri Kazanılmış Bilgilerin akılları ile derlenmesi ve bu bilinç ile okunup anlaşılmaya çalışılması, insanların Kur'an-ı Kerim'i anlamalarında en önemli anahtar durumundadır. Bu nedenle, Kuran'ın anlaşılabilmesi, Ayetlerin Kur'anda yer aldığı sıralama çerçevesinden çok, yukarıda açıklanan ve her an o ana göre değişen Ana Zaman Dilimleri dikkate alınarak ve kazanılmış bilgi birikiminden yararlanılarak aynı zaman dilimine ait olanların ayrıca derlenip incelenmesi ile mümkün olabilecektir.

Kur'an ancak böyle bir yaklaşım ile incelendiğinde "Tüm Zamanların" uyarıcı ve öğüt verici olarak tanımlanan mucizevi özelliğini ortaya çıkaracaktır.

Örneğin, Kur'an Ayetleri ile getirilen  hüküm, öğüt ve önerilerin bir kısmı "kesin" ifadeler taşımaktadır. Bu kesin ifadeli Ayetler ile ilgili olarak ve "Zaman"a dayalı şekilde diğer Ayetler bulunmaktadır. Buna göre, bir kısım insanlar Kur'anı okuduklarında bu kesin hükümlü Ayetleri ileri sürerek tüm hayatları boyunca ve kendisinden sonra gelecek tüm zamanlarda bu Ayetlerin belirtiler kesin hükümlerinin "Aynen" geçerli olacağını belirtmektedirler. Kur'anın "Tüm Zamanlar" için geçerli olduğu gerçeğini de bu şekilde anlamaktadırlar.

Ancak Kur'an daima insanların kendilerine verilen en değerli unsur olan "Akıl" ları ile düşünmelerini ve hareket etmelerini öğütlemektedir. Buna göre "İnsan" Yüce Yaratan Allah tarafından benliğine verilmiş olan "AKIL" unsurunu farkederek bu unsur ile yukarıda belirtildiği gibi, önceki insanların biriktirip kullanıma sundukları tüm bilgileri inceleyecek, bu bilgilere kendi döneminde eklenen bilgileri ekleyecek, kendisi yeni bilgiler üretecek ve diğer insanların kullanımlarına verecek, bu bilgiler yeniden derlenerek gelecek insanlara aktarılacak ve böylece insanların Akıl Gelişmesi sürdürülecektir. Aşağıdaki örnekte görüldüğü gibi, bundan sonraki dönemlerde insanların akıllarını kullanıp yeni bilgi üretmeleri ve böylece bilgi birikimlerini çoğaltmaları son derece hızlı gelişecek ve şu an bize göre anlamı bulunmayan bazı konular insanlar tarafından açıklanıp belki günlük kullanımlarına aktarılmış olacaktır.

Bu nedenle, çalışmamızda Kur'an Ayetleri yukarıda açıklandığı şekilde "ZAMAN" unsuru ile derlenerek anlaşılmaya çalışılmış ve buna göre kökten dinci olarak tanımlanan insanların ve Kur'an'a inanmayanların Kur'an için ne kadar gereksiz olarak ve çok aşırı tanımlamalarda ve yorumlarda bulundukları anlatılmaya çalışılmıştır. Her iki uçta bulunan bu insanlar, Kur'anın zaman ile olan ilişkibini göz ardı ederek, Ayetleri kendi başlarına yorumlamakta ve buradan da kendi görüş ve politikaları doğrultusunda sonuçlara ulaşmaktadırlar. Aslında Kur'anda insanların Ayetleri bu şekilde kendi menfaat ve düşüncelerine göre yorumlamaları ve diğer insanlara da bunun böyle olduğunu kesin olarak ifade ederek onları da aynı şekilde düşünmeye zorlamaları en ağır ifadeler ile men edilmektedir.

Yukarıda özetlenmeye çalışılan görüş açısı ile, Yüce Allah'ın insanlara öğüt ve yol gösterici olarak gönderdiği Kur'an Ayetleri şematik olarak aşağıdaki gibi "ZAMAN/BİLGİ-AKIL" şablonunda derlenmiş ve böylece yaşanılmakta olan "Şu An" Dünya zamanına göre taşıdıkları anlamlar anlaşılmaya çalışılmıştır. Buradaki düzenleme, normal olarak gelişen insanlar açısından ele alınmıştır.

İnsanların her 20 yıllık dönemde en az bir önceki 20 yıllık dönemde kazanılan bilginin belli bir katı kadar yeni bilgi kazandığı ve bunları önceden kazanılmış bilgilere ekleyerek gelişmesini sürdürdüğü dikkate alındığında ve İnsanların Bilgi Kazanım biriminin, her 20 yıllık dönemde bir önceki 20 yıllk dönemde kazanılan bilginin sadece 5 katı kadar olduğu varsayıldığında, insanın 200 yıllık bu son çağdaki gelişme dönemindeki Bilgi Kazanımı ve Birikimi, 1900 yılındaki bilgi düzeyinin 1 olduğu varsayımı ile, aşağıdaki tabloda özetlendiği gibi olmaktadır.



Görüldüğü gibi, her 20 yıllık dönemde bir önceki dönemin sadece 5 katı yeni bilgi üretilip kazanılan bilgilere eklendiğinde bile 1900 yılındaki toplam .bilgi kazanımınınm (1) olduğu varsayıldığında, 2100 yılı sonunda ulaşılan bilgi kazanımı 12207030 birim olmaktadır. Bu durum şematik olarak aşağıdaki gibi ifade edilebiir.



Yaşanılan zaman dilimine göre bilgi birikimi ve kazanımı açılarından yetersiz kalmış insanların, yukarıda ileri zamanlara geçişler için Kur'anda yer aldığı ifade edilen "Uyarıcı-Anahtar" Ayetler ile işaret edilen düzeylere henüz ulaşamadıkları düşünülmelidir. Yani bu bilgi bakımından zamanın gerisinde bulunan insanların ve insan topluluklarının, Kur'anın ilk gönderildiği Zaman'da yaşayan insanlar için yaptığı sosyal düzenlemelere göre yaşamlarını düzenlemeleri yeterli olacaktır. Ancak zaman içerisinde eğitim düzeylerinin  gelişmesi ile belirtilen anahtar Ayetleri Akılları ile ve bilgi birikimleri ile yaşadıkları "Zaman"a göre anlamaları mümkün olabilecektir.                                      
Bu hususun daha iyi anlaşılabilmesi için, yukarıda 1900-2100 yıllarını kapsayan ve bugünkü çağımızın gelişmesi ile ilgili olarak verilen insanların bilgi kazanım ve birikimi ile ilgili örnek, bu defa Hz İsa'nın zamanı ile1900 yılı  arasındaki 2000 yıllık sürede her 200 yıllık dönemler için düşünüldüğünde aşağıdaki şekilde bi tablo oluşmaktadır.                                        
Bu tablonun düzenlenmesinde, İnsanların kazandıkları genel bilgi birikiminin 1900 yılında 1 Birim seviyesine ulaşması için her 200 yıllık dönemde bir önceki 200 yıllık dönemde kazanılan bilginin çok uzun bir süre düşük seviyelerde olduğu, ancak 1400 lü yillardan itibaren göreceli bir gelişme gösterdiği dikkate alınmıştır.  
                                    


Görüldüğü gibi, insan aklının sağladığı bilgi birikiminin 1900 yılında (1) birim olduğu düşünüldüğünde Kazanılan Bilgi Birikimi;  
                                     
   olmaktadır.

Bu başdöndürücü ve inanılması güç gelişme, Yüce Allah'ın insan aklının kullanıldığında nasıl gelişme göstereceğini "İnsan" lara en kesin ve yalın olarak göstermesidir.                            

Bu tespitler çerçevesinde, Kur'an Ayetlerinin yukarıda belirlenen Ana Zaman Dilimleri ile olan ilişkisinin incelenmesi ele alındığında, Ayetlerin bu Ana Zaman Dilimleri ve bu dilimlerde yaşayan insanların Bilgi Kazanımları ve Bilgi Birikimlerinin müştereken değerlendirilmeleri gerekir.

Bu konuda Kur’anda “Anahtar” niteliğinde bir Ayet yer almaktadır:

Biz bir âyetin yerine başka bir âyeti getirdiğimiz zaman -ki Allah, neyi indireceğini çok iyi bilir- "Sen ancak bir iftiracısın" dediler, hayır; onların çoğu bilmezler. (70/101), (16/101)

Bu Ayetin Elmalılı tarafından yapılan tefsiri aşağıdaki şekildedir:

“Bir âyetin yerine diğer bir âyetin, getirilmesi nesihtir. Önceki âyet mensuh (neshedilmiş), sonraki âyet ise nasih (nesheden)dir. Kâfirler, nesih meselesini Hz. Muhammed'in peygamberliği hakkında bir şüphe gibi ileri sürmek istemişlerdi ki, zamanımızda da hâlâ bunu takip eden kâfirler çoktur. Bu âyet, onlara cevaptır. Yani bir âyeti neshedip (hükümsüz kılıp) yerine diğer bir âyeti bedel olarak getirdiğimiz vakit ki Allah, ne indirdiğini, ne indireceğini daha iyi bilir. Onun neshi ve değiştirilmesi haşa bilgisizlikten değil, ilim ve hikmetindendir. Önceki âyet de sonraki âyet de ilâhî hikmet ve kulların menfaatleri gereğince iner. Bir zaman için faydalı olan, diğer bir zaman için zararlı olabilir. Bunun tam tersi de vardır. Çünkü dünyadaki durumlar, değişiktir. Şeriatler ise dünya ve ahirette Allah'ın kullarının faydaları ile uyumludur. Halbuki yüce Allah, Hz. Muhammed'in şeriatını kıyamete kadar değişik asırların yararlarına hakim olması için indirmiştir.

Yüce Allah, ne indirdiğini ve indireceğini bilip dururken bir âyeti başka bir âyetle değiştirdiği zaman sen, peygamber değil, bir iftiracısın dediler. Bu Kur'ân'ı kendin uyduruyorsun da Allah'a iftira ediyorsun. Bu Allah sözü olsaydı değiştirilir miydi? demeğe kalkıştılar. Rivayet edildiğine göre, önce şiddetli bir âyet, sonra da ondan yumuşak bir âyet indi mi, Kureyş kâfirleri şöyle derlerdi: "Muhammed ashabı ile eğleniyor. Bugün birşey emrediyor, yarın da onu yasaklıyor. Mutlaka onları, o kendiliğinden uyduruyor da Allah'a iftira ediyor" Hayır onların çoğu bilmez. İçlerinde bilen ve bildiği halde, inat ve kibir edenler bile varsa da çoğunun bu yaptıkları bilgiye yakışmaz. Kur'ân'ın hakikatini, nesih ve değiştirilmesinin fayda ve hikmetlerini bilmezler.”

http://www.kuranikerim.com/telmalili/nahl.htm  

Görüldüğü gibi, bir Ayetin hükmünün değiştirilmesi, ancak Yüce Allahı tarafından Hz.Muhammet’e vahiy edilen bir başka Ayet ile mümkün bulunmaktadır. Bu değişikliklerin konu üzerinde “Akıl” yolu ile bu konuda düşünemeyen ve fikir sahibi olamayan bazıları tarafından iddia edildiği gibi Ayetlerin birbirleri ile çelişkili hüküm taşıdıkları anlamına gelmemekte; tam aksine insanların bilgi kazanımlarının ve bilgi birikimlerinin gelişmesi sonucunda Akıl yoluyla hangi Ayet hükmünün hangi Ayet hükmünü değiştirdiğinin araştırılıp anlaşılması ile ilgili bulunmaktadır.

Yukarıdaki Ayette, bazı Ayetlerin yerine diğer Ayetlerin getirildikleri ve böylece hükümlerinin değiştirildiği kesin olarak belirtilmekte, ancak hangi Ayetin hangi Ayeti değiştirdiği, bu değişikliğin ne zaman yapıldığı veya ne zaman yapılacağı ve kaç Ayetin  bu şekilde değiştirici Ayet olduğu konularında kesin açıklamalar bulunmamaktadır. Esasen bunun böyle olması gerekmektedir. Zira bu konularda kesin hükümler olması durumunda Kur’an tamamlandığından itibaren bazı Ayetlerin orada yazılı olmasına rağmen hükümsüz olacaklarının anlaşılması gerekecekti. Halbuki, yine bazı Ayetlerin diğerlerini değiştirmesi gerçek ve kesin olmakla birlikte, bunun ne zaman gerçekleşeceği ve hangi Ayetin hangi Ayeti değiştireceği konusunun İnsanların bilgi kazanımları ve bilgi birikimlerini kendilerine Yüce Yaratan tarafından lütfedilmiş olan “Akıl” unsuru ile yapacakları değerlendirmeler sonucunda belirlenecektir. Bu faaliyet, son insanın bu ortamdan ayrılmasına kadar olan süreçte ve Yüce Allah’ın kendisine “Halife” olarak yarattığı “İnsanlar” tarafından yürütülecektir.

Buna göre bir Ayetin zaman içinde hangi Ayeti değiştirdiğinin, Akıl sahibi insanlar tarafından yapılacak araştırmalar ve yorumlamalar ile belirlenebileceğini ve bu Ayet ile Yüce Allah tarafından bu tür araştırma ve incelemelerin yapılmasına yol açıldığını ve izin verildiğini düşünmekteyim.

Ayetlerin zaman içerisinde insanlığın gelişmesine uygun olarak incelenip yorumlanmasının
daha iyi anlaşılabilmesi açısından, ana zaman süreçlerinin Evren Ortamı Öncesi, Evren Ortamı ve Evren Ortamı Sonrası olarak tanımlayabileceğimizi hatırlamamızda fayda bulunmaktadır. Buna göre, halen Evren Ortamı Ana Zaman ortamında bulunan Dünya Zamanının topluca aşağıda belirtildiği gibi ana zaman dilimlerinden oluştuğu düşünülebilir.
                        
 
 
                            
 
Şimdi, bu Zaman kavramı dikkate alınarak Kur'an Ayetlerinin bu Zaman Kavramları açısından değerlendirilmeleri sonucunda, aşağıda belirtilen bir tablo ortaya çıkmaktadır.  




Buna göre, bilgi birikimleri ve kazanılmış bilgileri "Şu An" da en ileri bilgi düzeyinde bulunan "İnsan" ların; Ayetleri bilgileri ile değerlendirmeleri ve bu bilgilerinin ışığı altında "Akıl" larını kullanarak ulaşacakları sonuçlara  göre anlamaları ve özellikle sosyal içerikli Ayetleri bu çerçevede zamanla hükmü değişen ve zamanla hükmü değiştiren niteliklerini anlayıp bu nitelikleri dikkate alınarak uygulamaları gerekmektedir.                                

Buna göre gelen her "Şu An" da, Zamanla Ayet Hükmünü Değiştiren nitelikleki Ayetler, insanların bilgi birikimleri ve kazanılmış bilgilerini Akıl yolu ile anlamaları ve bu Ayetlerin işaret ettikleri hükümleri taşıyan diğer Ayet Hükümlerini bu Ayetlere göre yorumlamaları ve uygulamaları gerekecektir. Bu yenilenme, İnsanların Dünya üzerinde var oldukları sürede geçecek her yeni "Şu An" da devam edecektir.                                
                                
Yüce Allah "Zaman" ortamını yaratmıştır. Bunun bir sonucu olarak bildiğimiz veya henüz bilemediğimiz Evren ve Ötesi ortamlarda "Hiç bir Şey" durağan değildir. Yüce Allah "Her An Yaratan" dır. Bu çok genel Allah Kanunu'na göre, Kur'an Ayetleri'nin hüküm ve anlamları da Kur'anın bir "Mucize"si olarak tüm zamanlarda yaşamış ve yaşayacak olan "İnsan" ların akıl yürütmeleri ve bu sayede sağladıkları bilgileri ve bu bilgilerin birikimlerinden oluşan "Bilge" yapıları ile Yüce Allah'ın "İnsan" lardan beklediği şekilde yenilenecektir. Bu yenilenmeler "Sadece"  Kur'an Ayetleri arasında olan ve yukarıdaki tabloda "Değiştiren" olarak tanımlanan (Anahtar) niteliğindeki Ayetler ile olacaktır. İnsanlar, "Her An" o andaki bilgi birikimleri ile bu tür Anahtar Ayetler'i görecek ve onlara göre Kur'anın mucizevi öğütleri ve yol gösterici niteliği son insanın ölümüne kadar sürecektir.                                
                                
Kanıma göre, Yüce Allah'ın insanlara son olarak görevlendirdiği ve insanların Dünya'ya gönderilerek şeytanın etkisine giren nefisleri ile savaşmaları ve sonuçta akılları ile bu savaştan galip çıkarak Yüce Yaratan'ı tanımaları ve ona tüm benlikleri ile teslim olmaları konularında önder ve örnek insan olan Sevgili Peygamber Hz Muhammed vasıtası ile insanlara intikal ettirdiği Kur'anı Kerim'de yer alan tüm ayetler aynı değerdedir, doğrudur ve gerçektir. Bu nedenle, herhangi bir konudaki ayetlerin bir diğer ayet ile hükmünün değiştirilmesi veya ortadan kaldırılması da doğrudur ve gerçektir. İşte insanlar akılları ile bu ayetleri de bulmak, bilmek, anlamak ve uygulamak durumundtadır. Bu husustaki en önemli yardımcısı Yüce Allah'ın lütfettiği "Akıl" değerine sahip olmasıdır. Bu değerli unsuru fark etmeyip geliştirmeyen insanlar ve insan toplumları, Kur'an ayetlerinin hükümlerilde değişiklik yapan veya ortadan kaldıran anahtar nitelikli bu ayetleri bulamadıkları sürece Kur'anda yer alan bu ayetlerin amaç ve nedenlerini de anlayamamak durumunda kalacaklardır ve sonuçta "Akıl" yolu ile değişesilen veya yeni bir şekil alan ayetler yerine bu ayetlerin değişmemiş veya hükmü kalmamış haline uyacaklardır. Bu da beklenen gelişmeyi gösterememİş olan o insanlar için doğru ve gerçektir. Kur'anın tüm zamanlar için geçerli olmasının bir izahı da budur.                    
                    
Yukarıda bir örnek ile insanların bilgi düzeylerindeki artış ve gelişmenin ivmesi ve ulaşılan düzeylerin gelecekteki durumu çerçevesinde, Kur'anın ilk derlendiği zamandan itibaren insanların elde ettikleri bilgileri  giderek çoğalan bir ivme ile biriktirdikleri ve özellikle son yüzyıllarda bu birikimleri baz alan yeni nesillerin çok daha fazla sayıdaki yeni bilgileri, matematikte geometrik dizi olarak tanımlanan bir artış ivmesi ile, çoğaltıp genel insanlık bilgi birikimini inanılmaz boyutlara ulaştırdıkları dikkate alındığında, Kur'an Ayetlerinin uygulanmaları ile ilgili olarak insanlardan önemli gelişmeler sağlamaları beklenmelidir.

İlk zamanlarda Kur'an Ayetlerini okuyan insanlar, özellikle sosyal alandaki Ayetlerde belirtilen hususları, o sıradaki bilgi düzeyleri paralelinde kelime anlamı üzerinden ve  sorgusuz olarak aynen uygulamışlardır. Diğer fiziksel konular ve Dünya Ortamı ötesi ile ilgili konuları da, yine o sıradaki bilgi düzeylerinin yeterli bulunmamasının da etkisi ile anlayamamışlardır. Bu nedenle de anlamamalarına rağmen işaret edilen olağanüstü olay ve konular ancak Yüce Yaratan Allah'ın varlığının bir göstergesi olarak aynen kabul edilmiştir. Bu konuların azameti ve akılalmaz nitelikleri Allah'ın varlığı yanında O'nun gücünün bir işareti olarak algılanmış ve bu Sonsuz Güç'ten korku ile karışık bir hayranlık ve teslimiyet duygularının oluşmasına ve gelişmesine vesile olmuştur.

Bu durum halen değişik düzeylerde aynen geçerlidir. Gelecekte de insanların elde edecekleri bilgi düzeyi nin bugünkü ile karşılaştırılması halinde ancak  "Sonsuz" olarak nitelendirilebilecek düzeylere ulaşması durumunda da o düzeylerde yine aynen geçerli olacaktır. Tek fark önceleri çok az anlaşılan fiziksel konular ve Dünya Ortamı ötesi konular sonraki insanlar tarafından, bilgi düzeylerindeki gelişmeye paralel olarak, çok daha net olarak anlaşılır durumda olacaktır. Aynı şekilde, sosyal konulardaki Ayetler de, yine ulaşılan bilgi düzeyine paralel olarak, çok daha net olarak yorumlanacak ve uygulamalarda bu yorumlamalar da dikkate alınacaktır.

Bu değerlendirmeleri biraz somutlaştırmak istersek, yukarıda, 1900-2100 arasındaki zamana ait olarak tahmin edilen bilgi edinme düzeyinin  gelişmesi ve buna bağlı olarak bilgi birikimlerinin son zamanlarda gösterdiği çok hızlı gelişmenin ve gelecek 100 yılda beklenen inanılmaz boyutlardaki bilgi birikimi ve buna bağlı olan gelişmelerin,  tamamen aynı oranlarda olmasa bile, insanların Kur'anı,  Akıl kullanma yolu ile edindikleri bilgileri ile örnek ve anahtar nitelikli Ayetleri daha çok ve daha doğru olarak kullanmak suretiyle anlamalarının da bilgi kazanımlarının gelişmesi ile aynı paralelde geliştirmekte olduğunu söyleyebiliriz. Buna karşılık, Kur'anın doğrudan kelime anlamları ile ve örnek ve anahtar nitelikli Ayetleri gönmezden gelerek uygulanması da, belki daha yavaş gelişen oranlarda azalacağını öngörmek mümkündür.                            

Kur'anı, bu günden sonra  gelişmekte olan genel bilgi düzeyinin etkisi ile giderek daha bilinçli olarak anlaşılması ve buna göre uygulama yapılmasının gelişmesi, yukarıda verilen Bilgi Kazanımı ve Birikimi ile ilgili örnekteki verilere dayanan gelişme dikkate alınarak, aşağıdaki tablodaki şekilde şematize edilerek somutlaştırılabilir. 

 
    


Görüldüğü gibi, 2100 yılını 100 birim olarak alırsak, bir örnek olarak tahmin edilen bilgi kazanımı ve buna bağlı gelişme trendine göre insanların Kur'anın Yüce Yaratan Allah'ın verdiği görev doğrultusunda bilgileri ve akılları ile anlamaları düzeyi bu gün "Sıfır" civarında bulunmaktadır.                                                            

Buna göre, özellikle Kur'an konusunda bilgiye sahip bulunan insanların bir araya gelip akıllarını ve bilgilerini kullanarak sürekli istişarede bulunmaları ve Kur'anın "Anahtar Ayetler" doğrultusunda,  "O Zaman"a göre nasıl anlaşılması gerektiği konusundaki görüş ve önerilerini belirtmeleri gereklidir. Kurulacak bu "İlim Komisyonu"nun vereceği görüş ve öneriler, hiçbir zaman insanlara bir dayatma olarak değerlendirilmemelidir. Kur'anın dikkatle incelenmesi halinde, Kur'anın bile Yüce Allah tarafından insanlara bir "Öğüt" ve "Öneriler" olarak gönderildiği görülmektedir. Hz.Muhammet'e hitap eden bir çok Ayette de yine insanların Kur'ana zorla inandırılmaya çalışılmaması telkin edilmekte  ve Kur'anın tüm insanlara bir "Yol Gösterici" olarak gönderildiği vurgulanarak insanların akıllarını kullanmaları ve Allah'a ve Kur'ana inanıp inanmamakta senbest bırakıldıkları, inanmayanların bu seçimin sonuçlarına katlanacakları belirtilmektedir.                                

Kur'anın "Zaman"a göre yorumlanması sürekli olarak yapılmalıdır. Geçmişte "Halifelik" müessesesi belki bu tür bir ihtiyaçtan dolayı kurulmuştur. Ancak, bu müessesenin de egemen siyasi güçler tarafından kendi çıkarları doğrultusunda kullanıldığı ve insanların yönetilmeleri ve yönlendirilmelerinde bir araç olarak kullanıldığı görülmüş ve fayda yerine zarar ürettiği için buna son verilmiştir.                                                

Bu çalışmam, kendisine verilen  dini bilgiler ile yetinmeyip Allah'ın varlığını özel olarak araştıran ve Dini kitapları bu gözle inceleyip Kur'anda bu konuda çok somut ip uçlarının bulunduğunu ve Kur'anın Zaman ile olan mucizevi bağlantısını farkeden ve bu bağlantıyı dikkate alarak Ayetleri inceleyip bazı sonuçlara ulaşan "Bir İnsan"ın görüşlerini ve birikimlerini ifade etmektedir.                                

Kur’anı Kerimdeki Ayetler, içinde bulundukları Surelerin “Vahiy Edildikleri” sıra gözetilerek ve “Zaman” unsuru dikkate alınarak, aşağıdaki başlıklara göre derlenmeye ve yorumlanmaya çalışılmıştır.




Burada şu önemli hususları yeniden belirtmem gerekmektedir:  
                             
*Bu çalışma, tamamen kendi kişisel fikirlerim ve görüşlerimdir.        

*Bu çalışmada yer alan kişisel fikir ve görüşlerimin en doğru oldukları iddiasında bulunmamaktayım.                     

*Bu çalışma ile kimseye hocalık yapma veya yol gösterme iddiasında değilim

*Bu çalışma ile kimseyi kınama veya hor görme amaçlanmamıştır.        

*Bu çalışma ile hiçbir kimseye hiçbir fikir dayatılma amacı güdülmemiştir.  
 

*Bu çalışma ile herhangi bir mezhep vesaire oluşturulması amaçlanmamış ve hedeflenmemiştir.      

*Her insan, Kur'anı Aklı ile okumalı ve Yüce Yaratıcı'yı kendisi görüp bulmalıdır. Bunun, Yüce     Allah'ın insanlara "İnsan Olmak" için verdiği görev olduğunu düşünmekteyim.  
                         

Ben kendi aklımca, Yüce Allah'ın "İnsan" lara gönderdiği öğüt ve önerileri içeren Kur'anın tüm ayetlerinin Akıl ile okunarak değerlendirilmesini yine kendi bilgi seviyem paralelinde yapmaya çalıştım. Tekrar ediyorum buradaki tüm fikir ve kanaatler tamamen şahsımın fikir ve kanaatleridir. Yüce Allah'ın, bu fikirlerimizin insanlar ile paylaşılması için ele aldığımız bu çalışmada, insanlara yanlış fikir ve kanaatler verilmesine mani olması dileğiyle kim ve nerede, ne ırkta, ne inaçta ve inançsızlıkta olursa olsun, her "İNSAN"a ayrı ayrı "SELAM ve SAYGI" lar sunarım.

Tüm İnsanlara “İnsan Olmak” şerefine ulaşmalarını dileklerimle,

Hasan Ulukanlı
(hasanulukanli@hotmail.com)

                    
NOT: TÜM SAYFALARA YAPILAN ÇALIŞMALAR NEDENİYLE EKLEMELER YAPILMAKTA VE ÇALIŞMALAR TAMAMLANDIKÇA YAYINLANMAKTADIR.





                     






 

GİRİŞGERÇEK ORTAM-Zaman ve ÖncesiEVREN ORTAMI OLUŞUM SÜRECİEVREN ORTAMINDA GEÇMİŞ ZAMANEVREN ORTAMI BU GÜNEVREN ORTAMINDA GELECEK ZAMANEVREN ORTAMI YOK OLUŞ SÜRECİGERÇEK ORTAM-SonsuzlukSON SÖZLER